22 Kasım 2007 Perşembe

NASIL BİR ÖĞRETMEN

Doç. İbrahim Gezer'in yazısı
NASIL BİR ÖĞRETMEN?

Bugün devlet ve okul aileye nispetle çocuklar üzerinde çok daha belirleyicidir. Bu anlamda eğitimle ilgili sorunlarda öncelikle devleti ve yetkilileri sorumlu tutmak ve işin çoğunu devletten ve okulda



"Öğretmenlik, sabır mesleğidir, şikâyet ve tahammülsüzlüğün başladığı yerde öğretmenlik biter" (N. Topçu)

Bilgi üretim hızındaki artış, ezbercililiğe yöneltilen eleştiriler, kurum ya da sistem merkezli yapılar yerine, öğrenci ya da insan merkezli yapılara yönelme, tek tip insan yerine, düşünen, tartışan, üreten insanların yetiştirilmesi yönündeki talepler, insanları, toplumları ve ülkeleri eğitim üzerinde yeniden düşünmeye sevk etmekte ve alternatif eğitim arayışlarına yöneltmektedir. Bu yüzden, Nasıl bir eğitim? Nasıl bir öğretmen? soruları son yıllarda her zamankinden daha çok sorulur olmuştur. Bu kaygılara son zamanlarda medyada öğretmenlerle ilgili ardı ardına çıkan olumsuz haberleri de eklemek gerek…

Öğretmen, bir eğitim projesinin en önemli ve en temel unsurudur. Başarı da başarısızlıkta en temelde öğretmenlik yaklaşımına ve öğretmene atfedilen değere bağlıdır. Günümüzde çocuğun yetiştirilmesinde etki sahibi olma açısından devlet ve okul ailenin çok önüne geçmiş durumdadır. Geçmişte çocukların sosyalleşmesinde ve hayata hazırlanmalarında çok daha etkili olan aile, şimdilerde küçülmüş ve edilgen bir konuma sürüklenmiş çekirdek aile formatıyla bu etkinliğini önemli oranda kaybetmiştir. Oysa devletin ve okulun evrimi bunun tam tersi bir seyir izlemiştir.

Bugün devlet ve okul aileye nispetle çocuklar üzerinde çok daha belirleyicidir. Bu anlamda eğitimle ilgili sorunlarda öncelikle devleti ve yetkilileri sorumlu tutmak ve işin çoğunu devletten ve okuldan beklemek halkımızın en doğal hakkıdır. Merhum N. Topçunun ifadesiyle ruhumuzdaki evrim bakımından hepimiz, ailelerimizin değil, devletin çocuklarıyız.

Yukarıdaki yaklaşımı ve günümüzde olabildiğince uzayan eğitim ve okul süreçlerini dikkate aldığımızda bir çocuğun yetiştirilmesinde okulun ve öğretmenin rolü ve önemi çok daha iyi anlaşılacaktır. Öğretmenin ve öğretmenliğin bu kadar önemli ve belirleyici olması, tüm felsefi sistem ve yaklaşımları kendi eğitim anlayışına uygun bir öğretmen profili tanımlamaya itmiştir.

İdealist felsefe; öğretmenin bilgili, evrensel değerlerle donanmış, dürüst, insanları tanımada uzman, dostça davranan ve öğrencinin merak duygusunu güdüleyen biri olmasını isterken, realizm; öğretmenin, konusunda uzman, evrensel doğruları tam ve kesin olarak bilen ve bu doğruları öğrencilere aktaran akılcı biri olmasını öngörür.

Yine, Naturalistler, öğretmenin bilgi aktaran biri değil, doğal ortamlarda bilgi için fırsat ve imkân yaratan biri olmasını öngörürken Pragmatistler, eğitimin öğrenci merkezli olmasını ve öğretmenin sadece rehberlik yapmasını isterler. Marksist eğitim anlayışına göre ise; öğretmen iyi bir komünist ve iyi bir yurttaş olmalı, öğrencileri sınıf ve okul yönetimine katmalıdır.

Varoluşçulara göre, öğretmen asla öğrencilerin hayatını yönlendirmemeli, bunun yerine hayatın anlamıyla ilgili sorular sorarak, kişinin kendi doğrusunu oluşturması için durum, ortam ve fırsatlar yaratmalıdır. Öğretmen, öğrencilere inandığı prensipleri ve inanma sebeplerini açıklayabilir, ancak asla bunu onlara empoze etmemelidir. Varoluşçu bir öğretmenin temel fonksiyonu, her öğrencinin kendini gerçekleştirme yolculuğunda ona yardımcı olmaktır. İdealize ettikleri öğretmen tipi Sokrat'tır.

Kendi eğitim tarihimizde de birçok eğitimci ve düşünür öğretmenlik konusunda önemli düşünceler ileri sürmüşlerdir.

Eğitim, tıp ve düşünce tarihimizin önemli simalarından İbn-i Sina'ya göre; öğretmen dindar, dürüst, bilgili, insaflı, temiz ve kibar olmalı, çocuk eğitimi ve öğretimini bilmeli, çocukların yeteneklerini tanımalı, onlarla ilgilenmeli, onları yalnız bırakmamalıdır. Öğretmen çocuğa karşı, ne onun küstahlık yapacağı kadar yumuşak ne de soru soramayacağı kadar sert davranmalıdır.

Yaşadığı çağa nispetle oldukça ileri görüşler öne süren bir eğitimcimiz olan, Amasyalı Hüseyinoğlu Ali (Alâeddin Çelebi), öğretmenlerin sabırlı, güler yüzlü, bilgili, dürüst, tecrübeli ve çabuk öfkelenmeyen insanlar olmalarını tavsiye eder. Öğretmenlerin, devlet adamlarına, hâkimlere ve beylere zaaf göstermemelerini, onlara yakın olmamalarını öğütler. Öğretmenin tek işi eğitim öğretim olmalıdır.

Yine, eğitim tarihimizin müstesna simalarından olan Satı Bey (1880-1968), eğitimde esas meselenin muallim (öğretmen) meselesi olduğunu söyler. Toplumda herkesin öğretmenlik yapabileceği görüşüne şiddetle karşı çıkar ve öğretmenliğin özel yeteneklere ve bilgilere dayanan bir meslek olduğunu savunur. Ona göre, "bu gerçeğin anlaşılamaması maarifimizin en büyük yarasıdır".

Satı Bey öğretmenleri bir orduya benzetir ve şöyle der: "Bir ordu ki, harici ve maddi düşmanlara değil, dâhili ve manevi düşmanlara karşı savaş ile görevli! Bir ordu ki, düşmanların en güçlü ve öldürücüsü olan cehaleti imha ile görevli! Milletlerin mukadderatı asıl orduları kadar, hatta ondan daha çok, bu manevi ordularının güç ve faaliyetlerine bağlıdır.". Öğretmen-politika ilişkilerini de ele alıp incelemiş olan Satı Bey'e göre, öğretmenlerin devletin yönetimi ve ulusal çıkarlar konusuna ilgi duymaları doğaldır. Fakat öğretmenler günlük politik dedikodular ile düşmanlık ve kine sebep olan parti çekişmelerinden uzak durmalıdırlar (Akyüz, 1999; Türk Eğitim Tarihi).

Milli şairimiz M. Akif de iyi bir eğitim ve öğretim vermenin iyi muallimlerden geçtiğini söyleyerek, ülkenin içine düştüğü sıkıntıların temel sorumlusu olarak, batının müspet bilimlerini değil de, kötülüklerini alan, dini ve milli değerlerden yoksun, halktan kopmuş aydınları ve bunları yetiştiren öğretmenleri görür. Akif muallimin vasıflarını bir şiirinde şöyle dile getirir.

"Muallimim" diyen olmak gerektir imanlı,
Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı,
Bu dördü olmadan olmaz; çünkü vazife büyük...

Akif, öğretmenlerle benzer bir görev icra eden vaizlerle ilgili olarak da şunları ifade eder. "Ömründe medrese, mektep görmemiş, üç beş uydurma hadis ile sekiz on anlamsız masaldan başka bilgi sermayesi olmayan ümmi vaizler cami kürsülerine geçeli beri, milletimiz dini umacı gibi hayal etmeye başladı." Milli şairimiz Akif'e hak vermemek mümkün değil... Elifi görse değnek, mimi görse tokmak sanan toprağından ve insanından kopmuş sahte aydınlarla, eliften başka harf, cifr'den başka hesap bilmeyen, çağından ve dünyadan kopmuş sözde âlimler... İşte bu toprakların yüz yıllık trajedisi... Prof. Dr. Kemal Karpat'ın bir söyleşi de çarpıcı bir şekilde tespit ettiği üzere, maalesef bu ülke, son 75 yıllık entelektüel enerjisinin %75'ini her türlü derinlikten uzak bir şekilde ele aldığı din, devlet ve laiklik tartışmalarıyla heba etmiştir.

"Öğretmenlik, sabır mesleğidir, şikâyet ve tahammülsüzlüğün başladığı yerde öğretmenlik biter" diyen N. Topçuya göre, muallimlik sanatı, milletin çocuklarına feda olmasını bilmektir. Bu fedakârlık harpte kanını akıtmaktan daha değerlidir. Topçu da Akif gibi vaiz, hoca ve mevlithanları eleştirir ve onların Allah kelâmını ruhlarına kuvvet kaynağı değil, seslerine sermaye yaptıklarını ileri sürer. Elbette ki Anadolu'nun dört bir köşesinde ağır şartlarda bu ülkenin okullarında ve camilerinde dürüst ve onurlu bir şekilde görev yapan ve insanımızı daha ileri taşımak için çırpınan on binlerce idealist öğretmen ve cami görevlilerimizi bu eleştirilerin dışında tutmak gerekir.

Bu hususta son olarak A. Mithat Efendi'den bir görüş alalım. Ona göre "İyi bir ana baba ve iyi bir eğitimci olmanın ilk şartı, pedagoji ilmini hakkıyla bilmektir. Nasıl ki, bir asker, topografyasını (yüzey şekillerini) bildiği bir arazide daha iyi savaşırsa, çocuğun topografyası sayılacak pedagoji ilmini iyi bilen ana baba ya da eğitimci de, bir cihat olan çocuk eğitiminde daha başarılı olacaktır. Çocuğun topografyasından kasıt, fizyolojik ve psikolojik durumu ile öğrenme mekanizmasıdır" (Akyüz, 1999).

Evet... Nasıl bir öğretmen?

Öğrencilerine sorumluluk bilinci ve düzenli çalışma alışkanlığı kazandıran, bilginin önemini kavratan, sağlıklı hobiler edinmelerine yardımcı olan, onlara özgür düşünme yollarını, dayanışmayı, biz bilincini ve hoşgörüyü öğreten, milli ve manevi dinamiklerimizle onları tahkim eden ve en önemlisi sağlıklı bir kişilik inşa etmelerine yardımcı olan bir öğretmen…

"İki günü birbirine denk geçen ziyandadır" şeklindeki peygamber sözünde en kâmil manasını bulan ya da "Doğmakla meşgul olmayan, ölmekle meşguldür (Cervantes)" özdeyişiyle farklı bir şekilde ifade edilen sürekli gelişim bilincine sahip biri olarak, sürekli kendini yenileyen, okuttuğundan çok okuyan, öğrettiğinden çok öğrenen bir öğretmen…

En azından kendi işine yarayacak kadar felsefeye bulaşmış, sınıfta bir filozof gibi davranan, dersi felsefi bir sempozyuma dönüştüren, tarih, matematik, sosyal bilgiler, hangi dersin öğretmeni olursa olsun, bu dersin aracılığıyla, düşünmeyi, sorgulamayı, neden sonuç ilişkileri arasında muhakeme yapabilmeyi öğrencilerine öğreten ve onlara nitelikli okuma alışkanlığı kazandıran bir öğretmen...

Derse hazırlıklı giren, derse başlamadan önce dersin anlam ve öneminden bahsederek ve bu dersi bilmelerinin onlara neler kazandıracağını ifade ederek onların dikkatini çeken ve ders boyunca bu dikkati canlı tutmayı başaran bir öğretmen…

Konusuna hâkim, sağlam bir bilgi birikimine ve entelektüel alt yapıya sahip, evrensel düşünceye ve demokratik değerlere açık, hoşgörülü, farklılıklara karşı saygılı, rasyonel düşünen, içinde yaşadığı topluma ve toplumsal kültürün gelişmesine katkı sağlamaya çalışan bir öğretmen…

Öğrencilerine "bilgiden çok bilgiye giden yolları; ne düşüneceklerinden çok, nasıl düşüneceklerini; nasıl cevap vereceklerinden çok, nasıl soru soracaklarını" öğreten, öğrenme isteklerini güdüleyen, onların öğretimin sorusu olan "nasıl"dan daha çok, eğitimin sorusu olan "niçin" üzerine yoğunlaşmalarını sağlayan ve onlara kişi ve olaylardan çok olgulardan bahseden bir öğretmen...

Eğitim aşkı, ülke sevgisi ve ideallerinin etkisiyle, bıkmadan usanmadan, yağmur çamur, dere tepe demeden, okul okul, köy köy ülkeyi dolaşmayı göze alabilen, imkânsızlıklar karşısında pes etmeyen ve elinde, eski bir samanlığın okula; sağa sola serpilmiş tahta parçalarının kara tahtaya, kireç taşlarının tebeşire dönüştüğü, ülkemizin meçhul öğretmeni, gizli kahramanı ve sağlıklı bir eğitim sisteminin olmazsa olmaz öğretmen tipi; idealist bir öğretmen...

Bilgi ve hikmet ile öğrencisinin zekâsını işleyen, aşk ile ruhunu olduran, sevgi ile kalbini dolduran, sabır ile iradesini güçlendiren, nezaketiyle ahlakını güzelleştiren, güzel davranış ve örnekliğiyle kişiliğini inşa eden ruh yüksekliğine ve büyük ideallere sahip bir öğretmen...

İşte bu öğretmen, belki rahat ve mutlu değil, ancak kesinlikle anlamlı, saygın ve onurludur. "Malınızdan mülkünüzden vermek gerçekten vermek değildir. Gerçekten vermek kendinizden vermektir" der Lübnanlı düşünür H. Cibran. İşte bunu gerçekleştirendir bu öğretmen... Yorulsa da, tükense de, bir mum gibi erise de kendinden vermeye, etrafını aydınlatmaya devam eder bu öğretmen... Hem de bir karşılık beklemeksizin… Bir vadideki mersin ağacının kokusunu havaya yayması misali...

İşte! Böyle öğretmenler yetiştirmek, dünyanın servetine de mal olsa bundan geri durulmamalıdır. Zira ülkemizin ve çocuklarımızın geleceği önemli oranda bu öğretmenlerin varlığına ve etkinliğine bağlı olacaktır. Fakat açıktır ki böyle öğretmenler ancak, güçlü ve tutarlı bir felsefeye dayanan bir eğitim sistemi, aynı felsefeden beslenen idealist öğretim üyeleri ve tüm bunların gerçekleşmesini teşvik edecek bir toplumsal kültürle mümkün olacaktır.

Tüm olumsuzluklara rağmen ülkemizde binlercesinin var olduğunu bildiğim ve bu toprakların en önemli dinamiklerinden biri olarak gördüğüm idealist öğretmenlerimizin içinde bulunduğu sorunları çözmek, onların daha çok çocuğa, daha çok okula ulaşmalarını sağlamak ve böyle öğretmenlerin sayısını arttırmak bu ülkede iktidar erkini elinde tutanların, milli eğitimin ve üniversitelerin önündeki en önemli görev olmalıdır.

ibr_gezer@hotmail.com

Hiç yorum yok: